27 Oca 2026

Azizler: Komedi Diye Sunulan Kasvet ve Allah’sız Çıkış Arayışı

Son zamanlarda izlediğim pek çok yapımda ortak bir his var:

Tür hanesinde “komedi” yazıyor ama ekranda ne kahkaha var ne de keyif; aksine izleyeni kasvetli, iç daraltan bir atmosfere hapseden bir anlatı hâkim.

Bunun en net örneklerinden biri Azizler; komedi etiketiyle sunulmasına rağmen izlerken güldürmek gibi bir derdi olmadığını açıkça hissettiriyor. Mizah burada bir amaç değil, yalnızlığı ve anlamsızlığı görünür kılan bir araç sadece.


Komedi Ama Gülmek Yok


Azizler’de kahkaha yok çünkü hikâye, insanın içini açmakla değil, içini daraltmakla ilgileniyor.

Karakterler hayata tutunamıyor, ama tutunamama hâli de bir çıkışa bağlanmıyor. Herkes bir diğerinden bir hamle, bir çözüm, bir kurtuluş bekliyor. Sürekli bir medet umma hâli var ama bu umut hep yanlış kapılara yöneliyor.

26 Oca 2026

KALBİM O'NA AİT

Bütün hayatım,

uykuda insanların ortasında tek uyanık olarak; ama hep de tek, "uyuşuk" diye aşağılanan kişi olarak geçmiş.

Ve ben yine de Allah'la kalmışım.

Onlar bana "uyuşuk" demiş.

Ben aynı şekilde cevap vermeyeyim diye susmuşum.

Onlar bana "tembel" demiş, ben bir kez bile

"hayır, siz açgözlü ve ikiyüzlüsünüz" dememişim.

Onlar bana "tuhaf" demiş, ben hiçbir zaman "hiçbir şeyle yetinemiyorsunuz" dememişim.

Hep kalbimi kırmışlar. "Olsun" demişim, "ben onları kırmak istemiyorum."

Ve bu uğurda başıma ne geldiyse, razı olmuşum.

Allah tutmuş. Allah susturmuş. Allah yazdırmış.

"içimden bir ses hep söylüyordu zaten;

İşte o

"içimden bir ses hep söylüyordu zaten; böyle bir hayat anlamsız, hiç uğruna,

hiç kimse olmak için yaşanmaz' dediğim yer tam da burasıymış.

Benim de bir sınırım varmış. Ve gelmiş, dayanmış. Allah'a şükür.

Artık kalbim, sevgim, sabrım, sadakatim sadece O'na.

Hak edene. Beni sevene. Tutana. Koruyana. Sarıp sarmalayana.

Aferin Çiçeğim.

25 Oca 2026

SADECE ALLAH

Kendimi bildim bileli çevremdekilerden hep şu sözleri duydum:

"Çok iyi yazıyorsun ama paraya çevir."

"Müzikten, filmden, diziden, şarkıdan, şiirden, edebiyattan, dilekçe yazmaktan, her şeyden anlıyorsun; çok potansiyelin var ama bunlardan para kazanmıyorsun."

"Bu kadar yeteneğin varken neden para kazanıp bize de hizmet etmiyorsun?"

"Sesin de güzel; senden avukat olur, öğretmen olur, sanatçı, yazar, müzisyen, besteci, senarist olur... Neden kovalamıyorsun?"

Ben bunu yapmadığımda-daha doğrusu içimden gelmediği için yapmadığımda - etiketler hazırdı:

"Tembel, faydasız, asosyal, tuhaf.." Ama hayatım boyunca yaptığım gibi, sonuca bakınca ve kendi hâlime döndüğümde şunu net görüyorum:

Evet, biliyorum; üzülüyorsunuz, hatta kıskanıyorsunuz. Ama ben kazandım.

Çünkü siz para, şan, şöhret, ilgi ve üstünlük hissi için bir ömür boyu benim üzerime basmaya çalıştınız.

Ben ise Allah'ın izniyle ne ezildim, ne çocuğumu ezmenize izin verdim, ne de masumlara üstünlük taslayip kalp kırdım.

Ve El-Vedûd bana şöyle dedi:

"Para için, şöhret için değil; Benim için yaz, Çiçeğim.

Onlar zaten seni takip edecek."

"Bir ömür boyunca Benimle kalabilmek için her türlü sıkıntıyı göğüsledin ve her şeyden ışıkla çıktın.

Şimdi Ben de sana karşılığını vereceğim ve bütün dünya buna şahit olacak.'"

Ve biliyor musunuz;

bu kadar sevinç, bu kadar coşku içindeyken bile içimde tek ve en büyük korku şu: kibirlenmek.

Kendini başkasından üstün sanmak, öyle hissetmek yanılgısına düşmek.

Bu korkunun hâlâ içimde olması beni çok mutlu ediyor.

Allah'ım, ne olur kalbimi korumaya devam et. O kalbi ve içindeki o kocaman sevebilme yeteneğini

yalnızca Kendine ve oğluma bağışla.




ALLAH'IN ÇİÇEĞİ'NİN ZAMANI

Hayatım boyunca içki içen, sigara kullanan, türlü şeylere bulaşan insanları gördüm.

Ama ben hiç elimi uzatmadım. Merak etmedim. ihtiyaç duymadım.

Üstelik çoğundan daha zor bir hayatım olmasına rağmen.

Yıllarca benim bu hâlimle siz birbirinize övündünüz. 

Evet evet, yanlış duymadınız. Allah da bana hep şunu dedi: "Dur Çiçeğim. Sus. Zamanın gelecek. Ben buradayım."

Şimdi zamanım geldi. Ve bunu iliğinize kemiğinize kadar hissediyorsunuz.

"Kendini Allah sanıyor" diyorsunuz. Çünkü bana ulaşamıyorsunuz.

Oysa ben bunu bir kere bile söylemedim, Kendiniz çalıp kendiniz söylüyorsunuz

Ben kendimi hâşâ Allah sanmıyorum. Ben Allah'ın Çiçeği'yim. Siz insanları kandırmış olabilirsiniz ama Allah' kandıramadınız.

Allah da bana hep şunu dedi: "Dur Çiçeğim. Sus. Zamanın gelecek. Ben buradayım."

Şimdi zamanım geldi. Ve bunu iliğinize kemiğinize kadar hissediyorsunuz.

"Kendini Allah sanıyor" diyorsunuz. Çünkü bana ulaşamıyorsunuz.

Oysa ben bunu bir kere bile söylemedim. Kendiniz çalıp kendiniz söylüyorsunuz.

Ben kendimi hâşâ Allah sanmıyorum. Ben Allah'ın Çiçeği'yim. Siz insanları kandırmış olabilirsiniz ama Allah'ı kandıramadınız.

Benden duymuş olmayın, bu daha başlangıçmış, Yakında, hayatınızın sadece bir döneminde benimle temas etmiş olmakla bile sağa sola hava atacağınız bir dönem geliyormuş.

Ben ve oğlum Allah'ın himayesindeyiz. Kibir yok, değişmek yok. Şükür var.

Ee..

Ben olsam ben de biraz çatlarım herhalde.

24 Oca 2026

Yoğurt varken bu kadar şeye niye gerek var?

Allah hayvanı yaratmış.

Süt var.

Sütten yoğurt var.

Yoğurt dediğin şey;

protein, kalsiyum, vitamin, mineral…

Doğal, sade, katkısız.

Yüzyıllardır sofrada. Yüzyıllardır bedende.

Ama bugün ne yapıyoruz?

Yoğurt içeren, adı yabancı, ambalajı şık, fiyatı dünya kadar

krem, maske, bakım ürünü, işlem peşinde koşuyoruz.

Oysa iş bu kadar karmaşık değil.

Haftada birkaç kez

bir kâse sade yoğurdu

yüzüne sürüyorsun.

5–10 dakika bekliyorsun.

Sonra güzelce duruluyorsun.

Bu kadar.

Ne yanma,

ne soyma,

ne “ilk üç gün kızardı ama sonra açıldı” hikâyesi.

Cilt sakinleşiyor.

Canlanıyor.

Doğal hâline dönüyor.

Gençlik dediğin şey de zaten çoğu zaman

fazlalıkları çıkarmakla geliyor.

Üstüne üstüne bir şey eklemekle değil.

Ben mucize anlatmıyorum.

“Bir gecede değişirsin” de demiyorum.

Sadece şunu söylüyorum:

Allah’ın zaten verdiği, zaten yarattığı bir şey

çoğu zaman yeterli.

Geri kalan şeylerin çoğu

pazarlama.

Gürültü.

İnsanı kendine yabancılaştıran bir telaş.

Bazen bakım,

en pahalı ürünü almak değil;

en sade olana dönmek.

Yoğurt orada.

Kâsede.

Sessizce işini yapıyor.



20 Oca 2026

SESSİZLİK DUASI

Allah’ım,

kalbim çok yoruldu.

İnsanlardan korkuyorum.

Beni zorlamadan, taşımak zorunda bırakmadan koru.

Beni bugüne kadar nasıl muhafaza ettiysen, yine öyle et.

Gereksiz temaslardan, ağır sözlerden, niyeti bozuk kalplerden uzak tut.

Kalbime sükûnet ver.

Bedenime emniyet ver.

Ruhuma sınır bilinci ver.

Benim de seçme hakkım var.

Yaklaşılmak istemiyorum.

Diyalog istemiyorum.

Soru sorulmasını kaldıramıyorum.

Beni insanlardan uzak tut.

Uzun uzun yaklaşmasınlar.

Açıklama istemesinler.

Kalbimi zorlamasınlar.

Sessizlik benim için hayırsa, onu bana perde yap.

Mesafeyi bana emniyet kıl.

İnsan gerekliyse, yalnızca iyisini,

yalnızca merhametlini,

yalnızca sessizce incitmeyeni yaklaştır.

Beni değiştirmeye çalışanlardan,

niyetimi sorgulayanlardan,

kalbimi ürküten her temastan koru.

Beni kendimden ve Sana sığınmış hâlimden ayırma.

Korkumu Sana emanet ediyorum.

Beni Sen tut.

Beni Sen yeterli kıl.

Beni Sen koru.

Âmin.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *